BIST 100103.396 DOLAR4,6739 EURO5,5063 ALTIN194,04
İSTANBUL 19 °C
  • İstanbul
  • Ankara
  • İzmir
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Aksaray
  • Amasya
  • Antalya
  • Ardahan
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bartın
  • Batman
  • Bayburt
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Düzce
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Iğdır
  • Isparta
  • Mersin
  • Kahramanmaraş
  • Karabük
  • Karaman
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırıkkale
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kilis
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Osmaniye
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Şırnak
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yalova
  • Yozgat
  • Zonguldak
MENÜ
» » 25.01.2018 18:50

Virginia Woolf’un son kitabı: Perde Arası

Ölümünün 75. yılında, ünlü İngiliz yazar Virginia Woolf'un son romanı Perde Arası'nı kimileri onun fazla bilinmeyen en çarpıcı romanı olarak tanımlıyor.

Virginia Woolf’un son kitabı: Perde Arası

Virginia Woolf, Perde Arası’nı ölümünden hemen önce, dünyada savaş ve kargaşanın hakim olduğu bir ortamda yazdı. Bu onun pek bilinmeyen en çarpıcı romanıdır.

27 Mart 1941’de Virginia Woolf yayıncısı John Lehmann’a bir mektup yazıp son romanıyla ilgili kaygılarını anlatmıştı. Woolf, mevcut biçimiyle Perde Arası’nın (Between the Acts) “çok saçma ve önemsiz” olduğunu düşünüyordu. Gelecek yıl yayımlanmak üzere değişiklikler yapmayı hedeflediğini yazmıştı mektupta.

Ertesi gün, mektubu daha Lehmann’ın eline geçmeden önce Woolf ceplerini taşlarla doldurup Ouse Nehri’ne girerek boğuldu. Depresyonu yeniden baş göstermiş, muhtemelen Avrupa’da savaşın ilerlemesiyle daha da yoğunlaşmıştı.

Öldüğünde 59 yaşındaydı. Orlando, Mrs Dalloway ve Deniz Feneri de dahil toplam sekiz romanın yanı sıra çok sayıda makale yazmıştı.

Kocası ve yayıncısı Leonard Woolf, Perde Arası’nın kalitesi konusunda ona güvence veriyordu. Aynı yıl Temmuz ayında kitap basıldığında Leonard, karısı öldüğünde kitabın son kez gözden geçirilmemiş olduğunu yazıyordu. “Ama büyük bir değişiklik yapmış olacağını sanmıyorum” diyordu.

Perde Arası’nda ne tür değişiklikler yapılmış olacağını tahmin etmek imkansız olsa da kesin olan şu ki, bu roman ne saçma ne de önemsiz şeylerle dolu.

Kadın sorunu

Romanın kurgusunun içerdiği doğal komediye rağmen –kitap, büyük bir kır evinde sahnelenen bir gösteriyi anlatıyor- Woolf’un yaratmak istediği gibi “yaşamın, sanatın, sahipsizliğin, başıboşluğun her türlüsünü” içeriyor.

Roman orijinal, cesur ve inançlı. ‘Romantic Moderns’ adlı kitabında Alexandra Harris’in Perde Arası’nı “saf olmayan, kapsayıcı ve oldukça İngiliz olan bir bakış açısına yönelmenin en zengin ve en kendini tanıyan ifadesi” olarak nitelemesi boşuna değil.

Eleştirmenler Woolf’un son eserlerinde toplumsal koşullar ve özellikle kadına dair değişim ihtimali konularında tartışma yürütme eğilimine dikkat çekiyor. 1937’de Woolf en çok satan romanı Yıllar’ı (The Years) yayımlamıştı. Kitapta Pargiter ailesinin yaşamı 50 yıl boyunca ele alınmış ve kadın karakterlerin olanak ve maruz kaldıkları kısıtlamalar incelenmişti.

Bir yıl sonra ise Yıllar ile aynı dönem yazdığı makaleleri yayımlandı. Three Guineas adıyla bir erkeğe yazılan mektuplar şeklinde kaleme alınan yazılarda Woolf, savaşı önleyebilecek çeşitli yöntemlerden ve kadının toplumsal konumunun onu nasıl rolünü tam oynamaktan alıkoyduğundan söz ediyordu.

Şamata ve sessizlik

Bu eserden yola çıkan ve 1937’de İspanya İç Savaşı’nda ölen yeğeninin yasını tutan Woolf, Perde Arası’nı yazmaya başladı. 1938’de savaş tehditleri kol gezerken yazmaya başladığı romanı 1941’de Londra da saldırılara maruz kaldığında tamamlamıştı. Woolf romanın adını Pointz Hall koymayı düşünmüştü önce. Burası hikayenin geçtiği kır evinin adıydı. Statü sorunu kitabın başında kendisini göstermeye başlıyor: Enin yüz yıldan fazladır Oliver ailesine ait olduğunu ve ailenin kökeninde biraz soyluluk olsa da esas olarak varlık basamaklarını sonradan tırmandığını öğreniyoruz. Oliver ailesinin reisi Bartholomew Hindistan’da görev yapmış emekli bir memur. Kız kardeşi Lucy Swithin yazlarını bu evde geçiren dul bir kadın. Evde ayrıca bankacılık sektöründe çalışan oğul Giles ve karısı Isa ile iki çocukları yaşıyor. Kitabın başında, Oliver ailesinden olmayan tek kişi Isa’nın aynı bölgeden bir centilmen çiftçiye hasretle bakışından söz edilirken anlıyoruz bu evlilikte her şeyin yolunda gitmediğini. Romanın en güçlü yanlarından biri şamata ile sessizliği yan yana ifade etmesinde yatıyor.

Bilincin sırlarını anlamak

Gösterişli Bayan Manresa’nın beklenmedik ziyaretiyle evdeki sessizlik de son buluyor. Yanında bir adamla gelen Manresa, Giles’in ilgisini çekiyor ve evde bir tiyatro gösterisi yapma fikri de ondan çıkıyor.

İngiliz tarihini konu alan gösteri arasına izleyicilerin yorumları ve düşünceleri serpiştiriliyor. Finalde ise “kötü, dikkatli, beklentileri olan ve ifşa edici” bir grup ayna taşıyıcı sahne alıyor ve herkesin dönüp kendisine baktığı an başlıyor. Woolf romanı bitirdiğinde ruhsal durumu yeniden kötüleşiyor. Leonard’a bıraktığı mektupta dediği gibi: “Yeniden delirdiğimden eminim. O korkunç dönemleri yeniden yaşayamayız gibi geliyor. Ve bu kez iyileşmeyeceğim.”

Aynı zamanda toplum da çözülme tehlikesiyle karşı karşıyadır. Romanda bunun izleri görülür.

Woolf’un böyle dinamik ve muğlak bir dramı son romanının merkezine alması, olağanüstü tüm eserlerinde karakterin ve bilincin sırlarını anlamaya çalışan bir yazar açısından tümüyle uygundur.