TGS
BIST 10090.542 DOLAR5,3692 EURO6,1263 ALTIN221,76
İSTANBUL 28 °C
  • İstanbul
  • Ankara
  • İzmir
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Aksaray
  • Amasya
  • Antalya
  • Ardahan
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bartın
  • Batman
  • Bayburt
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Düzce
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Iğdır
  • Isparta
  • Mersin
  • Kahramanmaraş
  • Karabük
  • Karaman
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırıkkale
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kilis
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Osmaniye
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Şırnak
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yalova
  • Yozgat
  • Zonguldak
MENÜ
» » 05.08.2019 12:52

MilyonFest organizasyonlarına dair tartışma sürüyor, Serkan Fidan'dan yanıt yazısı

MilyonFest organizasyonlarına dair tartışma sürüyor, Serkan Fidan'dan yanıt yazısı

Müzik festivallerin tekelleştiğine dair Anıl Aba'nın eleştirilerine MilyonFest cephesinden yanıt geldi. Serkan Fidan, Festival tekelleşmesi ithamına avanenin cevabı adlı bir yazı kaleme aldı. Serkan Fidan'ın yazısı şöyle:

Eskiden pazar sabahları bütün gazeteleri alır, onları okurken aynı haberi verme biçimlerinin ideolojilerine göre değişiklik göstermesiyle eğlenirdim. O zamanlar haber değeri taşıyan her şey haber olurdu, yorum farkıyla…

Bugün ülkede haber yapmak da gazetecilik yapmak da bu işleri gerçekten ve layıkıyla yapmak isteyenler açısından imkânsız hale geldi. Eğer çalışmadığım bir pazar sabahı varsa, eskiden yaptığım gibi yine birkaç gazete alıp kahvaltıdan önce okuyorum. Artık aynı haberin farklı pencerelerden nasıl göründüğüne bakmak değil amacım. Beni sabahın kör saatinde gazete bayiine götüren sebep, memlekette her şeye rağmen gazete çıkarmaya, gazetecilik yapmaya çalışan dostlarıma duyduğum saygıdır.

Uzun bir aradan sonra ilk kez pazar günü çalışmak zorunda olmadığım için güne çok erken başladım. Kendimi, festival koşturmacalarından fırsat bulamadığım ama keyif aldığım her şeyi bir güne sığdırmak zorunda hissettiğimden öyle erken kalkmıştım ki gazete faslına geçmek için birkaç saat kitap okuyarak oyalanmam gerekti.

Pazar gazeteleri keyfine sıra geldiğinde bütün huzurumu kaçıracağından bihaber, elime önce BirGün’ü aldım. Zira spor sayfasında futbol üzerine ahkâm kesiyor olmamdan bağımsız, BirGün’ün bendeki yeri özeldir. Pazar ilavesinde Anıl Aba imzalı, içinde bilfiil emeğim olan festivallere dair yanlışlarla dolu yazıyı okumamın ardından, keyfim de kanatlanıp uçuverdi.

Zat-ı muhteremi hiç tanımam. İnsanlar hakkında başkalarından duyduklarımla ya da ön yargılarımla değerlendirme yapmaktan itinayla uzak dururum. Normal şartlar altında bu yazıyı yazanı arar, bir kahve içerek hikâyenin bu tarafını da anlatmayı tercih ederdim. Ancak biri çıkıp BirGün gibi bir platformda, sağdan soldan duyduğu dedikodularla böylesine hezeyanlarla dolu bir yazıyıakademik unvanından hicap duymadan yazabiliyorsa ben de kendi tutumumu biraz esnetebilir, mizacımın elverdiği ölçüde bir cevap yazısı kaleme alabilirim.

FESTİVALLERİN AZLIĞI ÇOKLUĞU

“Ortalık festivalden geçilmiyor” diye başlamış Anıl Aba yazısına… Bundan 6-7 yıl önce pop – arabesk müzik her köşe başını tutmuş, bizim cenahtan müzisyenler ya küsüp köşesine çekilmiş ya da Anıl Aba zihniyetinin ciddiye almadığı platformlarda varoluş mücadelesi veriyordu. Zeytinli Rock Festivali’nin başarılı bir şekilde yeniden hayata dönmesiyle başlayan süreç, küsmüş birçok müzisyen arkadaşımızın Micheal Jordan misali yeniden parkelere dönüp şampiyonluklar yaşamasına sebep oldu. Kaldı ki son 20 yılını bu sektöre adamış bir müzik insanı olarak memleketteki genç nüfus göz önüne alındığında yeterli sayıda festival yapılmadığını düşünüyorum hâlâ. Anıl Aba’nın aksine “zibilyon tane festivalin yarattığı geniş bir piyasa” olduğunu da düşünmüyorum. Henüz ortada oturmuş bir festival kültürü ve geleneği yokken rekabetten bahsetmeyi de doğru bulmuyorum. Rekabet edecek lüksümüz henüz yok ki! Şahsen karşısında olduğum şey, memleketteki yeni yeni filizlenen festival kültürüne zarar veren işler. Yoksa ne ben ne de adına festivaller yaptığımız şirketin sahipleri, işini hakkıyla yapmaya çalışan festivallere karşıyız.

Polemik ve dedikodudan beslenen yazarımız Anıl Aba, Zeytinli Rock Festivali’ni tekrar yapmaya başlayan şirketin ortaklarından Umut Kuzey’i “atanamamış rock star” olarak tanımlıyor. Bu ülkenin en büyük festivalini bir müzisyen yapıyor, üstelik sektörün vakti zamanında pek de itibar etmediği bir müzisyen… Serinkanlı bir gözlemcinin bu durumda üst perdeden ahkâm kesmek yerine, sektördeki organizatör ve yapımcıların neden bu yükü sırtlanmadığı üzerine fikir yürütmesinin daha doğru olacağını düşünüyorum. Bir sektör profesyoneli olarak şahsen Umut Kuzey’in kurduğu hayali kuramamış olmaktan utanç duyuyorum. Zeytinli Rock Festivali’ni tekrar yapmak istediğinde onunla buluşmamın tek sebebi onu bu organizasyonu yapmamaya ikna etmekti. 2 saatin sonunda ise o beni festivali birlikte düzenlemeye ikna etmişti. Üstelik artık zarar edeceğini de biliyordu. Benim öngördüğümden fazla zarar etti. O paraları nasıl ödediğini nereden bulduğunu bilen biri olarak, yakaladığı ekonomik başarıyı son kuruşuna kadar hak ettiğini düşünüyorum.

BAŞKA FESTİVALLERE ‘ÇIKAMAMA’ MESELESİ

Anıl Aba, sanatçıları “Bizim festivallerde çıkarsanız, başka festivallerde çıkamazsınız. Eğer başka festivallerde çıkacak olursanız bir daha bizim festivallerde çalamazsınız” diye kısıtladığımızı iddia ediyor. Festivalin sanatçı iletişimini yapan kişi olarak herhangi bir sanatçı temsilcisine bu cümleyi kurmadım. Anıl Aba’nın amacı gazetecilik olsa ufacık bir araştırma yaparak bunun böyle olmadığını rahatlıkla öğrenebilirdi. Ancak amaç dedikodu kazanının altına odun atmak olunca, araştırma yapmaya ne gerek var ki! Dünyanın her yerinde bir konser ya da festival anlaşması yaptığın zaman sözleşmende belli bir süre öncesinde o civarlarda benzer bir etkinlikte çalmanı engelleyecek bir madde olur. Bazı Amerikalı firmaların kantarın topuzunu kaçırması bu kuralın etik ve pratik açıdan doğruluğuna zeval getirmez. Kaldı ki biz sene başında anlaşmaya vardığımız hiçbir gruba ya da müzisyene “o festivalde çalarsan bizde çalamazsın” demedik. Sadece Kuşadası Gençlik Festivali’nden bir ay sonra festival alanımıza 13 kilometre uzaklıkta bir yerde başka bir festival yapılacağı için iki festivalde de sahne alacak sanatçıların temsilcilerinden, duyuruların bizim festivalimizden sonra yapılması konusunda ricacı oldum. Bir de Zeytinli Rock Festivali’nden bir ay önce aynı yerde yapılan festivalde sahne alan sanatçılara Zeytinli Rock Festivali’nde yer vermedim. Orada sahne alan birçok sanatçı ile başka festivallerde de birlikte olduk, olmaya da devam ediyoruz. O festivalden çekilmeyi teklif eden arkadaşlarıma da yanlış anlaşılmalara mahal vermek istemediğimi, başka festivallerde birlikte olmaya devam edeceğimizi ilettim.

Temel bilimler eğitimi almış, rakamlarla arası fena olmayan biriyim ama ekonomi konusu ile teşrik-i mesaim olmadı, tatil günüme limon sıkan şahsın aksine ben bilgim olmayan konularda ahkâm kesmeyeceğim. Serbest piyasa ve tekelleşme konusunu Anıl Aba’ya bırakıyorum. Ancak rekabet kuruluna şikâyet dilekçesi tadındaki bir argümanı BirGün çatısı altında yazmak zorlu bir denge. Basın – iktidar – ispiyonculuk üçgeni BirGün okurlarının seveceği ve benimseyeceği bir geometrik şekil değildir...

Anıl Aba’nın yazısının inandırıcılığını arttırmak için bazı rakamlar kullanması gerektiğini bilmesi takdire şayan. Minik bir “Google” araştırması yaparak hem Zeytinli Rock Festivali’nde hem de diğer festivallerde sahne alan sanatçıların kesişim kümelerini ortaya çıkartması da doğru bir yaklaşım. Ancak bunu yaparken Zeytinli Rock Festivali’nin güncel afişi yerine aramalarda daha üstte çıkan eski afişini baz alması talihsiz bir durum.

Yazar, bizim festivallerimizde hep aynı grupların sahne alıyor olmasından şikâyet ettiği paragrafın hemen ardından festival yapmaya niyetlenenlerin çalacak grup bulamadığından dem vuruyor. Hep aynı grupların çıktığı iddialarına sayısal verilerle cevap vermek istiyorum. Bu yıl şu ana kadar gerçekleştirdiğimiz 8 festivalde 134 farklı müzisyen/grup sahne almış. Sezon sona erdiğinde memleketin dört bir ucunda 17 festival yapmış olacağız ve bu festivallerde 182 farklı müzisyen / grup sahne almış olacak. Tüm festivallerde birden çalan tek bir grup bile olmayacak. Sadece yerli müzisyen havuzunu kullanarak bundan daha iyisinin yapılabileceğini düşünmüyorum. Bu 182 isimden Umut Kuzey’in kendisi dışında bu sene başka festivallerde sahne almamış başka bir isim de yok! İşini düzgün yapan festival organizatörlerinin zorlanmadan program yaptığını Anıl Aba görmek istemiyor. Zira derdi başka. Her önüne gelenin bu işleri çok kolay sanıp “Umut Kuzey parayı buldu” dürtüsüyle festival yapmaya kalktığı bir ortamda, bu duruma sanatçı temsilcilerinin temkinli yaklaşmasını, tekelleşme olarak okumayı tercih ediyor.

AVANE MESELESİ

“Umut Kuzey ve avanesi…” (şair “avanesi” derken burada bana sesleniyor olmalı) diye başlayan paragrafta Anıl Aba bir dizi müzisyen ve müzik grubunun ismini yazarak bunlarla sorunlar yaşadığımızı ve bu isimleri kurduğumuz sistemin dışına ittiğimizi iddia ediyor. Daha sonra bazılarının bize biat ederek yeniden sistemin içine dahil olduğunu ima ediyor. Kendisine benimle bir festivalde 48 saat geçirmeyi teklif ediyorum. Yaratıcı insanlara ve teknolojiye dayalı bir iş yapıyoruz. Sorun yaşamamak mümkün mü? Ama aile içinde çözüyoruz sorunlarımızı. 20 yıllık müzik sektörü tecrübemde, konuşarak anlaşamadığım sadece birkaç kişi tanıdım. Festivallerimizde sahne almayan bazı isimler var. Bunun nedeni bazen ticari bazen de kişisel olabiliyor… Kişisel nedenleri çoğunlukla zaman içinde çözüyoruz, ticari nedenlerin ise herhalde burada ayrıntılandırılması yersiz ve yakışıksız olacaktır.

Yazar, sonraki paragrafta Umut Kuzey’i ve dolayısıyla da beni ucuzculukla itham ediyor. Kendisi Amerika’da ekonomi doktorası yaptığı için ‘tight budgeting’ dersem ne kastettiğimi anlayacaktır. Bir festival yapmaya karar verdiğimizde ilk yaptığımız, o festivalin taslak bütçesini oluşturmak. Sonra da o bütçeye sadık kalmaya çabalamak. Festival düzenlemeye niyet eden herkese de aynısını tavsiye ederim. Zira bu Excel dosyaları eğer gerçekçi şekilde yapılırsa size edeceğiniz zararı da gösterebiliyor. Siz de buna hazırlıklı olup size güvenerek oraya gelen kimseyi mağdur etmiyorsunuz. Oluşan bütçe çerçevesinde bazen gruplara beklentilerinin altında teklifler yaptığım doğrudur. Zira elimdeki bütçeye göre hareket ediyorum. Eskiden hiç sormazdım, ama sonra anladım ki hiç sormayarak onlar adına karar vermiş oluyorum ve bu doğru değil. Artık kararlarını kendileri veriyor. Kimileri kabul ediyor, kimileri etmiyor.

Anıl Aba’nın Umut Kuzey’in festival altyapısı için yaptığı yatırımlardan niye rahatsız olduğunu hiç anlamadım. Umut’un en takdir ettiğim yanı, kazandığı bütün parayı yine işine harcıyor olması. İşine yatırım yapmak yerine kazandığı parayla katlar, yatlar alıp sefasını sürmesi gerektiğini mi düşünüyor acaba? Umut istediği semtten istediği evi alabilecek ekonomik güce sahip olmasına rağmen beş parasızken oturduğu evde kiracı olarak oturmaya devam ediyor hâlâ. Festival katılımcılarının sürekli WC’lerden şikâyet etmesi sebebiyle gidip yurtdışından halen kullanılmakta olan portatif tuvaletleri satın alması bence çok doğru bir hareketti. Bu yatırımın festivallerdeki WC sorununu çözememiş olması bambaşka bir yazının konusu… Anıl Aba acaba art niyetli yazısını sorgulamadan yayınlayan BirGün gazetesinin etkinliklerinde tekelleşmekle itham ettiği Umut Kuzey’in şirketinden yeri geldiğinde “bilabedel” WC ve çit kiralandığını biliyor mu? Festivaller hakkında bir yazı yazarken BirGün’lük Festival’in artık neden yapılamadığını sorgulamak hiç mi aklına gelmedi? Oysa biraz araştırmak istese öğreneceği şeyler bunlar…

UMUT KUZEY FESTİVALLERİNE PAHALI DEMEK

Bu festival işine girdiğimizden beri en çok geliştirdiğimiz yönümüz özeleştiri… Mesela, bu yılki festivallerimizle ilgili şahsi bazı eleştirilerim, notlarım var. Affınıza sığınıyorum, birlikte mesai yaptığım arkadaşlarımla paylaşmadığım şeyleri buraya yazmak doğru olmaz. Ama eleştirinin olmadığı yerde gelişimin olmayacağını bilen bir ekibiz. O sebeple eleştirilere sanılandan fazla önem veririz. Umut Kuzey’i festivallerdeki fiyat politikası sebebiyle en çok eleştirenlerden biri benim, ama tersi yönünde… Maliyetler önlenemez şekilde artıyor ancak Umut bunun fiyatlara yansıtılmasına izin vermiyor. Sanırım bunun temel nedeni bir çiftçi çocuğu olarak üniversiteyi imkânsızlıklar içinde okumuş olması ve çocuklarla kurduğu empati. Umut Kuzey’in festivallerini birçok açıdan eleştirebilirsiniz ama pahalılıkla asla! Anıl Aba’nın yazısında yiyecek ve içecek fiyatlarına dair verdiği rakamlar tamamen uydurma. Zeytinli Rock Festivali’nin bilet fiyatlarındaki artışa dair yaptığı tablo ise kötü kalpli bir algı yönetimi. Zira festival 2016 yılında 3 gün tek sahne iken, bu yıl 5 gün ve üç sahneden oluşuyor. Dördüncü sahneyi kurmanın yollarını arıyoruz. Ayrıca erken dönemlerde biletler oldukça ucuza alınabiliyor. Umut Kuzey’in festivallerinin pahalı olmadığını savunmak zorunda kalmak bile çok saçma ve komik geliyor bana.

Anıl Aba’nın yazısında beni en çok rahatsız eden şey ise koskoca isimleri sanki bize ve bizim festivallerimize muhtaçmış da o yüzden bize biat ediyorlarmış gibi göstermeye çalışması. Aklıma gelen lafları kendime saklıyorum ama Selda Bağcan, Mazhar Fuat Özkan, Moğollar, Şebnem Ferah, Teoman, mor ve ötesi, Athena, Duman, Ceylan Ertem, Pentagram, Ceza, Feridun Düzağaç, Manga vb isimler bizim festivallerimiz olmasa çalacak yer mi bulamayacaklar? Bu nasıl sığ bir bakış açısıdır? Benim yan yana isimlerini yazarken iki kere düşündüğüm bu müzisyenlere ne yapmaları gerektiğini söylemek hadsizliğinde ne ben ne de mesai arkadaşlarım bulunur. Kaldı ki bu isimler kimseye biat etmedikleri için müzik tarihimizin bir parçası oldular.

Anıl Aba’nın hışmından Moğollar da nasibini almış. Yarım asrı aşkın süredir memlekette müzik yapmaya çalışan Cahit Berkay ve Taner Öngür’e laf çakmakta beis görmeyip, “Barışarock” ve Yavuz Çetin referanslarını kullanabilmekle ilgili yorum yapma işini, Moğollar ile olan organik bağım sebebiyle okuyuculara bırakıyorum.

BirGün’e Veda

Objektif ve tarafsız olmasıyla övündüğüm gazetem, neredeyse tek satırı doğru olmayan bu yazıyı yayınlayarak beni büyük hayal kırıklığına uğrattı. Son yıllarda en çok keyif alarak yaptığım iş, BirGün gazetesinde yazdığım haftalık panorama yazılarıydı. 6 yıldır devam ettiğim yazılarıma da an itibariyle üzülerek son vermekten başka çarem kalmadı. BirGün ailesinin bir parçası olmayı özleyeceğim ama “her şeye rağmen gazetecilik yapanlara” duyduğum saygıdan ötürü bu kararı alıyorum. Umarım benim istifam gazete içinde birilerinin işine biraz daha ciddiyet katmasına vesile olur. Böylelikle benzer hatalar tekrarlanmaz. Zira BirGün’ün gerçekle kurduğu ilişki zayıfladıkça halk ile kurduğu ilişki de zayıflayacak. Dedikodu ve polemik ile beslenmek BirGün’e onarılamaz hasarlar verecektir.

Anıl Aba'nın Milyon Yapım'ı eleştirdiği yazı ise şuydu:

Türkiye’nin ‘müzik festivali’ tekeli: Milyon Yapım

Anıl Aba Birgün 04.08.2019

Ortalık festivalden geçilmiyor… Baktığınız zaman; Zeytinli Rock Festivali, MilyonFest, Kuşadası Gençlik Festivali, Çukurova Rock Festivali, Samsun Gençlik Festivali, Erikli Rock Festivali, Trakya Müzik Festivali, EskiFest, GezginFest, CartFest, CurtFest vesaire gibi zibilyon tane festivalin yarattığı geniş bir piyasa ve rekabet algısı var. Halbuki bu festivallerin “çoğu” tek bir şirket tarafından organize ediliyor: Milyon Yapım Organizasyon. Yıllar […]

Ortalık festivalden geçilmiyor… Baktığınız zaman; Zeytinli Rock Festivali, MilyonFest, Kuşadası Gençlik Festivali, Çukurova Rock Festivali, Samsun Gençlik Festivali, Erikli Rock Festivali, Trakya Müzik Festivali, EskiFest, GezginFest, CartFest, CurtFest vesaire gibi zibilyon tane festivalin yarattığı geniş bir piyasa ve rekabet algısı var. Halbuki bu festivallerin “çoğu” tek bir şirket tarafından organize ediliyor: Milyon Yapım Organizasyon.

Yıllar evvel Zeytinli Rock Festivali’nde sahne alan “atanamamış rockstar” Umut Kuzey, bir şekilde festivali ele geçirip Milyon Yapım adı altında tekrar yapmaya başlamıştı. Markalaşan Zeytinli Rock Festivali’nden sonra MilyonFest markasını yarattı. Zamanla işi büyütüp İstanbul, İzmir, Mersin, Eskişehir, Samsun, Adana, Aydın, Ankara, Muğla, Balıkesir, Kayseri, Hatay ve Konya’da etkinlikler yapan bir festival zinciri haline geldi.

Muhakkak ki böyle festivaller gençler için bir ihtiyaç. Milyon Yapım sayesinde hem festivallerin sayısı arttı hem uzak şehirlerde bile festivaller yeniden yapılır oldu. “Mucize” değilse bile bu gerçekten çok güzel bir hizmet, eyvallah. Ama burada çok ciddi bazı problemler var…

Festival gibisin tekel kurmak istiyorum

Milyon Yapım’ın organize ettiği festivallere çıkmak isteyen gruplar şöyle kısıtlayıcı bir anlaşmayla karşılaşıyorlar: “Bizim festivalimizde çıkarsanız, başka festivallerde çıkamazsınız. Eğer başka bir festivale çıkacak olursanız, bir daha bizim festivallerimizde çalamazsınız.” Bütün mesele işte bu “mobbing” ile başlıyor.

Milyon Yapım, kendince, “ben seni festivalime çıkarıyorum, sen beş gün önce aynı şehirde başka festivalde çalıyorsun, benim bilet satışımı azaltıyorsun” diye düşünüyor. Şirket açısından aşırı mantıklı… Tamam ama nerede kaldı serbest piyasa rekabeti?! Ben size nerede kaldığını söyleyeyim; Greg Mankiw ve sahabesinin palavralarla dolu ekonomi ders kitaplarında kaldı. Çünkü serbest piyasa diye bir şey yoktur. Kapitalizm, serbest piyasa rekabeti üzerine değil, tekelleşme eğilimi üzerine kuruludur. Nokta.

Böylece Milyon Yapım, grupları kendine bağlamış oluyor. Koca koca müzisyenler bile “ekmek parası” diyerek Umut’un bu bezdirisine boyun eğmek durumunda kalıyorlar. Ayinesi iştir tekelin, lâfa bakılmaz. Mesela, 2018 yazının GezginFest İstanbul (Interrail Türkiye) ve Zeytinli Rock Festivali (Milyon Yapım) programlarına baktığınız zaman ZRF’de sahne alan toplam 91 gruptan sadece 13’ünün GezginFest İstanbul programında yer aldığını görüyoruz. Daha yakın tarihlerde yapılan GezginFest İzmir’de ise yalnızca 6 grup var. Kesişim kümesindeki bu az sayıdaki grubun birkaçı Teoman ve Cem Adrian gibi kısıtlamalara prim vermeyecek büyüklükte yıldızlar; diğerleri de İkiye On Kala, Can Gox falan gibi “festivale alt grup lazım” grupları. Dolayısıyla ortadaki “iş,” rekabet hukukuna aykırı bir şeyler olduğuna dair şüpheleri doğrular nitelikte.

Kaldı ki Milyon Yapım festivallerinin programı da fiks iftar menüsü gibi, hepsinde aynı gruplar: Teoman, Selda Bağcan, Mor ve Ötesi, Moğollar, Athena, Niyazi Koyuncu, Manga, Ceylan Ertem… Çoğu zaman sahne sıraları bile aynı oluyor. Resmen kopyala yapıştır ile festival yapıyorlar. Ertesi sene için afişin üstündeki tarihi değiştirseler yeni afiş olur. Bazen duvarda yeni bir festival afişi görüyorum, bir bakıyorum: Teoman, Selda Bağcan, Niyazi Koyuncu… Aynı isimlerle kendi aralarında top çeviriyorlar. Oysa her şehrin farklı bir kültürü, farklı bir sosyolojisi, farklı müzikal talepleri vardır. Bunlar festivalleri jenerik hale getirip adeta müziği McDonaldlaştırıyorlar.

Yıktın rekabet hukukunu eyledin viran

Artık çoğu grup Milyon Yapım’ın maaşlı personeli gibi olduğundan, siz bir festival düzenlemek istediğinizde çalacak grup bulamıyorsunuz. Menajerler ya ödenemeyecek kadar yüksek kaşeler söylüyorlar ya da “yok kardeşim, sanatçımızın programı yoğun” gibi dandik bir cevap veriyorlar. Yani Milyon Yapım tekeli, yeni girişimciler için fırsat eşitliğini ortadan kaldırıyor. Onlar festival yaptığı için siz yapamıyorsunuz.

Umut Kuzey ve avanesiyle anlaşma sağlayan gruplar sistemin içinde, anlaşamayanlar dışında kalıyor. Hayko Cepkin, Alpay Şalt’ın çaldığı bütün gruplar (Yüksek Sadakat, İlhan Güryalçın vs.), Duman, Pentagram, Feridun Düzağaç, Redd, Aylin Aslım, Peyk, Bulutsuzluk Özlemi, Gripin, Mor ve Ötesi, Güven Erkin Erkal vesaire Milyon Yapım ile çeşitli sorunlar yaşayarak dışarda kalan ya da kalayazanlardan… Çıkan kavgaların haddi hesabı yok. Tabii bunların bazıları sonra “husumeti bir kenara bırakıp” tekrar festivallere çıkmaya başladılar. Ama ortada çok açık bir “içerdekiler vs dışardakiler” durumu var.

Piyasa gücü elde ettikten sonra gruplara ödenen ücretleri de Milyon Yapım belirlemeye başlıyor. Mesela kaşesi 5000 lira olan bir gruba 2000 lira teklif ediliyor. Çıkar mısınız? NŞA, çıkmazsınız. Fakat etrafta başka festival yoksa, çocuğunuzun okul masraflarını karşılamak için çıkmak zorunda kalabilirsiniz. Hatta bazı grupların yol parasına çıktıkları bile oluyor. Diyeceğim, piyasada bir sürü satıcı (yüzlerce grup) ama sadece bir alıcı (Milyon Yapım) var. Biz buna iktisatta “monopsony,” yani alıcı tekeli diyoruz. Emeğinizi yüksek piyasa gücü olan büyük bir şirkete satmak zorunda kalıyorsanız, ücret piyasa rekabetiyle değil alıcı tekeli tarafından düşük seviyelerde belirlenir. Ortamlarda Umut Kuzey’e “Ucuzcu Umut” denmesinin sebebi budur.

Kapalı devre bir ekosistem

Umut Kuzey, “biz her sene bu festival alanına portatif tuvalet, duş vs. hizmeti kiralayacağımıza kendimiz yapalım” diye düşünerek Milyon Yapım altında Toilogi diye bir mobil yaşam destek hizmetleri şirketi kuruyor. Yetmiyor, Milyon Beach Fest için gidip Kilyos’ta plaj işletmesi alıyor (bkz. Milyon Beach). Gidiyor, Milyon TV diye internet televizyonu açıp yayın yapıyor. Gidiyor, Ankara’da konser salonu alıyor (bkz. Milyon Performance Hall). Bu da yetmiyor, kendi biletini kendi satmak için Milyon Bilet diye şirket kuruyor.

Tekelleşme eğilimi bilet fiyatlarında da hissediliyor. Son altı yılın Zeytinli Rock Festivali kombine+kamp biletlerine bakınca görüyoruz ki her yaz fiyatlar enflasyonun çok üzerinde bir oranda artmış. Yani Milyon Yapım tekel gücünü bilet fiyatlarına gani gani yansıtıyor.

Ekseriyetle öğrencilerin geldiği festivalde her şey ateş pahası. İçerde birayı plastik bardakla 20 liraya satıyorlar. Dışarıda 10 lira. Millet festival alanının dışında caddelere, sokaklara oturmuş bira içiyor. Yiyecekler pahalı ve kalitesiz olduğu için çocuklar sabah süpermarketten kahvaltılık alıp kahvehanede kahvaltı yapıyorlar. Dışarıda yiyip içip konser başlayınca içeri giriyorlar. Soran olursa “festivale geldik, eğleniyoruz.” Çocuklardan yağ çıkarmak için ceplerindeki bozukluklara bile göz dikerek şarj ünitelerindeki üç kuruşluk elektriği sekiz liraya satacak kadar hesap kitap yapmışlar. Çünkü kalın paralar işte böyle ince hesaplarla götürülüyor.

Yarattığınız sistemler… Kullandığınız yöntemler…

Umut Kuzey, küstah ve karikatür bir tip olduğu için şimşekleri üzerine çekiyor. Ama aslında tekelleşme eğilimi eğlence endüstrisinin tamamına yayılmış durumda. Menajerler, mekân sahipleri ve sponsorlar da #yüzdeyüz bir şekilde işin içinde… Hepsi aralarında paslaşıp kartel gibi hareket ediyorlar. Vapurda tırnak makası satar gibi grup satıyorlar. Mesela, bir mekân konser için grup arıyor diyelim. Bir menajer “X grubunu (misal) 20 bine ayarlarım” diyor. Gidiyor başka bir menajere “bana şu grubu 18 bine bağla” diyor. O da gidiyor ötekiyle 16 binden anlaşıyor. Gruba da veriyorlar 14 bin lira kaşe parası… Hani Show TV’de “patatesin kilosu tarlada 1 lira, manavda 8 lira” haberleri var ya, aynı o muhabbet işte. Buradaki manav mekân sahibi, aradaki komisyoncu menajerler, patates de müzik grubu oluyor.

Müzik piyasası korkunç bir şirket distopyasına dönüşmüş durumda. Olayın müzikle, sanatla, estetikle yakından hiçbir alakası kalmadı. Uzaktan olan tek alakası da bağzıgrupların sahnede bağzı şarkılar çalıyor olması. Oysa müzik festivali bir kültürdür. Woodstock’tır, BarışaRock’tır… Fakat bunlar, para hırsıyla, festival kültürünü ergenlerin içip içip sapıttığı, arkada çalan müziğin ne olduğunun hiçbir ehemmiyetinin kalmadığı, herhangi bir yenilik ve kalite içermeyen, vasat bir kakofoni haline getirdiler. Küfür ettiğimiz Rock’n Coke’a bile rahmet okur olduk. Ben artık rock festivallerine gitmiyorum zaten. Üstüne para verseler yine gitmem. Festivallerde kendimi, bu başkaldırı kültürünün bir parçası değil ticari bir curcunanın müşterisi olarak hissettiğim için eğlenemiyorum. Çoğu insanın da dolu dolu eğlendiğini düşünmüyorum.

Ha zaten onlar da beni almazlar. Zira bu festivallere yönelik haklı eleştirilerde bulunan bir abimiz, elinde kendi satın aldığı bileti olmasına rağmen girişteki güvenlikler tarafından içeri alınmadığını söyledi. Görüştüğüm müzisyenlerden birkaçı “hocam hepimizin şikayetçi olduğu ama kimsenin dillendiremediği bu konuya eğildiğin için minnettarız, ama şimdi biz de Milyon’la sahne alıyoruz [ya da sahne almak için görüşüyoruz], açıkçası sosyal medyada yazını paylaşmaktan çekinebiliriz” minvalinde konuştular. Tekelleşmenin müzik camiasında yaratmış olduğu dışarıda kalma korkusunu görüyor musunuz?! Tutkuyla müzik yapmaya çalışan, bunu yaparken insan gibi şartlarda yaşamak ve çalışmak isteyen sanatçıları düşürdükleri durum bu…

Coachella’dan MilyonFest’e Anti-Woodstock’lar

Bakın, 2018 yılında Coachella organizatörü Goldenvoice yasadışı tekel kurma suçlamasıyla dava edildi. SZA ve Daniel Caesar, Coachella’da sahne alacakları için Oregon’daki bağımsız Soul’d Out Müzik Festivali’ne çıkmayı reddetmişlerdi. Çünkü Goldenvoice şirketi, gizli tutulan sözleşmelere bir “yarıçap maddesi” koyuyordu [radius clause]. Bu madde, Coachella’ya çıkan grupların Aralık-Mayıs arasında Kaliforniya’nın 2100 km yarıçapı dahilindeki (Amerika’nın yarısına yakını) başka bir festivale çıkmaları engelliyordu. Mesela Justin Timberlake Amerika turunu Coachella’nın yarıçap maddesine göre yeniden planlamadığı için festivale çıkamadı. Doktoramı yapmak için gittiğim Salt Lake City’de 6-7 sene yaşadım. Yıllarca büyük grupların neden Utah’a gelmediklerini merak ederdim hep. Meğer biz de yarıçapın içindeymişiz. Yani Interpol’ü izlemek için ya Kaliforniya’ya gidecektim (festival + kamp + uçak bileti) ya da hiç izleyemeyecektim. İzleyemedim…

Sonra Lollapalooza’nın da gruplara yarıçap maddesini dayattığı ayyuka çıkınca ortalık iyice karıştı. Şimdi Amerika’daki etkinlik girişimcileri ve bazı gruplar bunun hukuk mücadelesini veriyorlar. Goldenvoice’in buradaki en büyük argümanı “milyar dolarlık bir proje olan Coachella’nın marka değerinin korunması.” Oldu paşam, Malkara Keşan…

Aynı şeyi Milyon Yapım, yazılı anlaşmalar üzerinden değil, sözlü olarak yapıyor. Biliyorsunuz Türkiye’de işler el sıkışarak yürür. Dolayısıyla yarıçap maddesinin sözleşmede yazıp yazmaması önemli değil. Hem bu kısıtlamayı dile getiren onlarca grup var hem de kıyaslamalı line-up’larda Türk işi bir yarıçap maddesinin uygulandığı açıkça görülüyor. Oldu olacak “Dorock XL’de çalarsan X’te çalamazsın” ya da “bu ay Moda Kayıkhane’de çaldıysan Y’de çalamazsın” veya “Sofar’da çıkarsan Z’de çıkamazsın” da desinler o zaman, değil mi?! E diyorlar zaten… Rekabeti ortadan kaldırıp gençlerin ceplerini boşaltacak her şeyi yapıyorlar.

Emeği geçen herkesin…

Genç müzikseverler bu tezgâhı boykot edebilirler; kimse gitmezse festival batar. Müzik grupları bu tezgâhı boykot edebilirler; kimse sahne almazsa festival batar. Ama boykot çoğunluk katılırsa bir sonuca ulaşır. Bireysel tavır koyanlara saygım gerçekten sonsuz. Fakat kapitalizmin vahşiliği tek başına kurtuluşa izin vermez. Sorun sistemik olduğu için bu işler münferit boykotlarla olmuyor. Milyon sahnesine çıkıp “Bir Şey Yapmalı” diye şarkı söylemekle hiç olmuyor…

Öte yandan, liseliler bilmez, eskiden böyle festivalleri belediyeler yapardı. Ama bu işte muazzam bir rant olduğu anlaşılınca festival işi önce özelleşti, sonra tekelleşti. Geriye kalan istisnalardan Bursa Nilüfer Belediyesi’nin beş yıldır düzenlediği Nilüfer Müzik Festivali’ni gösterebilirim. Önceki yıllarda çıkan grupların güzelliğine bakar mısınız: Oi Va Voi, Evgeny Grinko, Dubioza Kolektiv, Kadebostany, Erik Truffaz, La Caravane Passe, İlhan Erşahin, Ars Longa, No Land… Keşke diğer belediyeler, geleneksel sarımsak festivali, lavanta festivali, su böreği şenliği bilmem ne gibi etkinliklerin yanında bu ayarda müzik festivalleri de yapsalar. Milyon Yapım festival yapmadığı zaman festival olmaz diye bir şey yok. Pozitif Müzik, Doğuş Grubu’na satılmadan evvel, Samsun, Konya, Adana ve Bursa gibi şehirlerde “Efes Pilsen Blues Festivali” yapıyordu mesela.

Milyon Yapım’ın uygulamaları kendisine, alıcı olarak monopsoni gücü, satıcı olarak da tekel gücü sağlıyor. Bunun, festival kültürünü yok etmesinin yanı sıra, rekabet yasalarıyla uyumlu olmadığı kanaatindeyim. Eğer Türkiye bir muz cumhuriyeti değilse (ki değil), Rekabet Kurumu, Milyon Yapım’ın 4054 sayılı kanunu ihlâl edip etmediğinin tespitine yönelik bir ön araştırma yapar. Elde edilen bilgiler, bulgular ve tespitler ışığında şirkete soruşturma açılır. Yayında ve yapımda emeği geçen herkes cezai yaptırımlarla karşı karşıya kalır. Çakma Woodstock tekeli kırılır, kartel dağıtılır. Bu muazzam pastadan bir dükkânlık avanta biriktirebilmiş olanlar da bu işleri bırakıp barcılık, kafecilik oynamaya başlarlar.

Veyahut herhangi bir soruşturma açılmaz ya da açılsa bile mesele göstermelik cezalarla geçiştirilir. Rekabeti tahsis edecek hiçbir yaptırımda bulunulmaz. Bu gidişat karşısında müzisyenler birlik içinde hareket etmez. Dinleyiciler olan bitene kayıtsız kalır. Tartışma ekşisözlük’te açılan bir başlıktan öteye gitmez. Nihayetinde gençler saçma sapan line-up’ları fahiş fiyatlarla dinlemeye, bazı gruplar karın tokluğuna sahne almaya, organizatörler ve menajerler de kartel rantı yemeye devam eder. Böylece Türkiye rock müzik piyasası Yavuz Çetin’in kemiklerini sızlatarak çürüyüp gider…