BIST 10098.412 DOLAR5,7684 EURO6,6902 ALTIN228,13
İSTANBUL 20 °C
  • İstanbul
  • Ankara
  • İzmir
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Aksaray
  • Amasya
  • Antalya
  • Ardahan
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bartın
  • Batman
  • Bayburt
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Düzce
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Iğdır
  • Isparta
  • Mersin
  • Kahramanmaraş
  • Karabük
  • Karaman
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırıkkale
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kilis
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Osmaniye
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Şırnak
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yalova
  • Yozgat
  • Zonguldak
MENÜ
» » 02.10.2018 12:10

10 maddede McKinsey

10 maddede McKinsey

Prof.Dr. Hayri Kozanoğlu BirGün'de yazdı:

Bir anda tartışma gündemimize yeni bir aktör katıldı: McKinsey. Muhtemelen Berat Albayrak küresel danışmanlık firmasının ismini zikretmeden önce Amerikalılar mesaiye, bizimkiler ise dolarları ödemeye çoktan başlamışlardı. İsterseniz abartılı yorumlara kaçmadan konuyu 10 maddede mercek altına alalım.

1 McKinsey’le ortaklık uluslararası finans çevrelerinde itibarı yerlerde gezinen Türkiye’nin “profilini yükseltme ve imajını tazeleme” çabasının son hamlesi olmalı… Şirketin yıllık gelirinin 10 milyar doları aştığını hatırlarsak ve adının Türkiye’yle anılmasının kendi imajını zedeleme riskini göz önüne alırsak, bedelin ne denli yüksek olduğunu tahmin edebiliriz.

2 IMF’nin de böyle bir ilişkiden memnuniyet duyma olasılığı çok yüksektir. Çünkü IMF’nin reçeteleri bellidir; nitekim Nisan 2018 Türkiye Raporu’nda “kıdem tazminatı yükünü hafifletin, emek piyasalarını esnekleştirin, kamunun maaş ödemelerinin enflasyona endekslenmesini kaldırın” tavsiyeleri sıralanmıştı. Sonuncusunun politik bedelinden şimdilik çekinseler de, diğer maddeleri uygulamaya Berat Albayrak’ın da istekli olduğu görülüyor. Tam da Milton Friedman’ın “Chicago Oğlanlarının” yetiştiği şehirde kurulan McKinsey’nin genetik şifrelerinde “serbest piyasa” ekonomisinin bulunduğunu biliyoruz. Bu anlamda McKinsey IMF’nin “ruh ikizidir”.

3 Aslında Türkiye’yle bir anlaşmaya IMF de fazla istekli görünmüyor. Evet IMF’nin önceliği finans kapitalin alacaklarını eksiksiz tahsil edilmesidir. Bunun için de Türkiye gibi ülkeleri hizaya getirme, ekonomi politikalarını borç ödemeleri eksen alarak tasarlama misyonunu üstlenmiştir (Örneğin Kemal Derviş programında GSMH’nin %6.5’i kadar faiz dışı fazla verme zorunluluğu). Gelgelelim kapsamlı programlar artık IMF’nin de bütçesini zorlamaktadır. Ekonomisi Türkiye’nin yarısı büyüklüğündeki Arjantin’le imzalanan 50 milyar dolarlık anlaşmayı göz önüne alırsak, Türkiye’nin yüzdürülmesi için kaba taslak 100 milyar dolar gerektiği sonucuna varabiliriz. Ayrıca, bir zamanlar IMF’nin “yeşil ışığı”, yani bir ülkeye onay vermesi uluslararası piyasalar için tek olumlu sinyaldi. Günümüzde rating kuruluşlarının “kredi notları” daha sık aralıklarla, CDS primleri ise gündelik sinyallerle aynı işlevi görebiliyorlar. McKinsey ise görüldüğü kadarıyla, YEP’te ifade edildiği gibi “piyasa dostu” maliyet/fayda analizlerini 3 aylık dönemlerde hazırlayacak, önerileri IMF gibi bağlayıcılık taşımayacak, “son karar mercii” Saray olmaya devam edecektir.

4 Son dönem IMF-DB raporlarında daha çok mega projelerle andığımız “kamu-özel sektör” ortalıklarının şeffaf olmadığı, Hazine’ye getireceği yükün bilinmediği dile getirilmekteydi. Olası bir IMF anlaşması tüm kirli çamaşırların ortayı çıkarılmasını, hesapların didik didik edilmesini gerektirecekti. Bu nedenle RTE açısından, “McKinsey’le çalışmak” zorlayıcılık gerekmediği için de IMF kapısına gitmeye tercih edilmiş olmalıdır.

5 RTE ülkeyi şirket mantığıyla yönetmek istediğini söylüyordu. İşte bu hayali ete kemiğe büründürmek için bir fırsat çıktı küresel dev şirketlere de akıl veren McKinsey devreye girdi. Ne var ki bu konuda dünyanın bir numaralı danışmanlık şirketinin sicili pek parlak değil. Enerji devi Enron’u asıl işi doğal gaz dağıtımını bırakıp, türev piyasalarda spekülasyon yapmaya yönelten, sonunda da batmasına neden olan akıl McKinsey’den gelmişti. Peki iflasa sürüklenen Swissair, Kmart, Global Crossing gibi şirketlerin hepsinin McKinsey’den danışmalık hizmeti alması da bir rastlantı mıydı?

6 Ekonomide şimdiden McKinsey etkisi hissedilmeye başladı bile, RTE’yle önce Amerikalı, hafta sonunda da Alman CEO’larını buluşturan organizasyonu McKinsey’nin kotardığını tahmin etmek zor değil. Şirket çoğunlukla Harvard, Stanford mezunu parlak isimleri istihdam ediyor. Çoğu kez çalışırken MBA yapmalarına da ön ayak oluyor. Elemanlar bir yandan uzun saatler süren yıpratıcı mesailerle raporlarını hazırlıyor, zamanının önemli bölümünü uçaklarda geçiriyor. Buna karşın 5 yıldızlı otellerde konaklıyor, Michelin yıldızlı restoranlarda yemek yiyor, stres atmak için yürüyüş yaparken Rayban gözlükleriyle güneşten korunuyor. “Alumni” dedikleri mezunları “döner kapı” anlayışıyla şirket tepe yöneticiliğiyle-devlet görevleri arasında mekik dokuyor. Chelsea Clinton, eski İngiliz Dışişleri Bakanı William Hague’ın yanı sıra şu anda BMW’nin, Facebook’un, Boing’in CEO’ları eski McKinsey çalışanı. İşte bu hukuk sayesinde RTE’yle dev şirket yöneticilerini bir masa etrafında bir araya getirebiliyor.

7 Aslında Berat Albayrak’ın McKinsey açıklamasıyla, neoliberal çevrelerde bir Kemal Derviş, nostaljisi canlandı. Ekonomiyi insan ihtiyaçlarından uzak teknik bir disiplin kabul eden, sorgusuz sualsiz piyasa sinyallerine göre yönetmeyi öngören zihniyet heyecana kapıldı. Fena mı? Amerikalarda eğitim görmüş, küreselleşme ideolojisinden sebeplenmiş, kozmopolit bir kültüre sahip profesyonellerden akıl alınacaktı artık. Zaten YEP’in hedefleri oldukça gerçekçiydi, zaman vermek lazımdı yeni açılıma. Kemal Derviş demişken, Türkiye’nin McKinsey sevdası o günlere kadar uzanıyor. McKinsey Küresel Enstitüsü’nün Şubat 2003 Türkiye Raporu’nda, sonuç bulguları “Türkiye kalkışa geçmeye hazırlanıyor; özelleştirmeler ve finansal düzenlemelerin devreye girmesi ekonomiyi uçuracak” diye özetleniyor. Altında kimlerin imzaları mı var? Ekonominin patronluğu için neoliberallerin gönlündeki aslan Daron Acemoğlu, yine ağırlıklı bir isim Dani Rodrik, sonraları IMF’nin baş ekonomistliğini üstlenen Olivier Blanchard ve şimdilerde çoğu üst düzey şirket yöneticiliğine yükselen 14’ü Türkiyeli birçok o zaman genç isim.

8 Acı bir gerçek de, McKinsey’yi devreye sokma ihtiyacının Türkiye’de “liyakatin” esamisinin okunmamasının, bürokrasinin işlevlerini yitirmesinin bir sonucu olarakgündeme gelmesi. Artık bilgi, beceri, deneyim yerini tamamen yandaşlık, tarikat, sadakat ilişkilerine bırakmış durumda. Parlak gençler kapağı bir an önce yurtdışına atmanın yollarını arıyor. Veya ancak McKinsey uzmanı kimliğiyle ekonomik süreçlere dahil oluyor. Haklarını yemeyelim; YEP’in gerçekçi bulunan “temel ekonomik büyüklüklerin” belirlenmesi sürecinde “profesyonel akılla” McKinsey devreye girmiş olabilir. Lakin YEP metnine, “Gezi olayları ile başlayan, 17-25 Aralık yargı darbesi ve 15 Temmuz 2016 menfur darbe girişimleri…” ifadesiyle başlamak McKinsey’i aşar “yerli ve milli” bir refleks gerektirir… Yine, “ABD yönetiminin Türkiye ekonomisini ve Türk Lirası’nı doğrudan hedef alması ile ülke risk primlerimiz yükselmiş ve Türk Lirası değer kaybetmiştir” cümlesini kaleme almak için Harvard’da okumak yetmez, memleketin “muhafazakâr mahfillerinin” rahle-i tedrisinden geçmiş olmak gerekir.

9 Bürokrasinin çöktüğünün, devlet yönetme rabıtasının tamamen kaybolduğunun en açık bir örneği de, Hazine ve Maliye Bakanlığının “McKinsey” açıklaması… Metnin ilk bölümünde “ekonominin bu danışmanlık firmasına bırakıldığı”, “IMF programına dönüldüğü iddialarının yersizliği”, Kamu Maliyesi Dönüşüm ve Değişim ofisinin bakanlık çalışanlarından oluştuğu mealinde, kendileri açısından “makul” kabul edilebilecek ifadeler yer alıyor. Derken devreye sanki keskin kalemli bir Akit veya Yeni Şafak köşe yazarı giriyor. Eleştiri yöneltenleri “art niyetli, tek amacı provokasyon” olan tarzı keskin ifadeler suçluyor, değerlendirmeleri yapanların geçmişlerini bildiğini iddia ediyor vs…

10 Biraz ülke örneklerine göz atarsak McKinsey’nin şaibeli sicilini belki daha iyi kavrayabiliriz.
İngiltere’de John Major dönemindeki başarısız demiryolu özelleştirmesinde McKinsey’nin parmağı var. İşçi Partisi başkanı Jeremy Corbyn iktidara geldiklerinde bu demiryollarını tekrar kamulaştırma sözü veriyor. Ülkenin en başarılı kurumu Ulusal Sağlık Hizmeti’ni (NHS) laçkalaştıran da McKinsey’nin verdiği akıllar. Brexit sürecinin yönetilmesi için Theresa May’den Kasım 2017’de yüklü bir ihale alan yine McKinsey.

Suudi Arabistan’da Muhammet Bin Salman’ın ekonomi programını McKinsey tasarlıyor. Ne tesadüf ki, bu süreçte Suudi yönetiminin “küçük prenslerine” bir bir kariyer kapıları açılıyor ünlü danışmanlık şirketinde. Brooking Enstitüsü’ne göre McKinsey’nin tavsiyesiyle Salman bir hafta sonunda bütün kabineyi baştan sona değiştiriyor (Yoksa Varlık Fonu’ndan Yiğit Bulut şürekasının ayağını da onlar mı kaydırdı?)

Güney Afrika’da ise doğrudan rüşvet skandalına karışıyor. “Yönetişim sistemimiz aksadı”, “profesyonel standartların dışına çıktık” gibi hafifletici açıklamalar yapsalar da, “Güney Afrika halkından özür diliyoruz” deseler de, yargı süreçleri devam ediyor…